21 Şubat 2012 Salı

sevgi+fedakarlik+hosgörü+tevazu= Aile saadeti.

"Evlenen iki kişi birbirinin nasibidir.
Bu nasip, ALLAH'ın ilminde kesinleşmiş bir taktirdir. Bu nasibe razı olmak imanın gereğidir. Ona helâlinden ulaşmak farz olduğu gibi, ulaşınca hakkını korumak da farzdır. Ailemizin saadeti onu acısıyla birlikte kabul etmeye bağlıdır. Bu işin temeli de rızadır. Yuvadaki mutluluğun şifresi ; ' Rıza, vefa, sevgi ve sabırdır' diyor bir alim. Bir ailenin çok basit tartışmalardan dolayı birbirine kızıp küserek hemen boşanmayı düşünmeleri doğru değildir. Bu konuda yüce ALLAH c.c bütün aile reislerini şöyle uyarmaktadır:
"Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (hemen boşamaya gitmeyin, sabredin ve şunu bilin ) sizin hoşlanmadığınız bir şeyde ALLAH pek çok hayır yaratır. Nisa,4/19
   Bir kadin veya bir erkek, kendi iradesini kullanarak evini cennete de çevirebilir, cehenneme de.. Yani tek yol belirleyici,eşlerin bizzat kendi iradeleridir. Zayiflarin zayifi, acizlerin acizi, zavallilarin zavallisi o iradedir ki, ebedi beraberliğe doğru yol alacağı eşine hayatı zindan ederKendini beğenmenin, bencilliğin ve kibrin en yakısşısız kaldığı yer, aile hayatidir.Evlilikte müşterek kar, müşterek zarar esastir.Sen ve ben yoktur......Fedakarlık, sabrın,sevgi ve hürmetin,samimiyetin en yakıştığı kişiler karı ve kocadır.ideal mutlulukları,özlenen beraberlikleri,cennet bahçelerinden bir bahçe olan aile hayatlarını ancak bu güzelliklere sahip eşler yasayabilir.
 yani kadının ve erkeğin uyum içinde yaşamaları gerekir.Peki, bu konuda ne yapmak gerekiyor?
 1. Birbirinizi sorgusuz sualsiz sevin (Sevgi yoksa hiçbir şey yok demektir)…

2. Eşinizin yalnız dudaklarıyla söylediklerini değil, gözleri, hatta yüreğiyle söylediklerini de dinleyin. (Seslendirilemeyen derin arzu ve isteklerin de keşfi)..

3. Evlilik bağı gibi kutsal ve güzel bir bağla birbirinize bağlı olsanız da bilin ki, siz farklı insanlarsınız. Bazı konuları farklı değerlendirebilir, farklı düşünebilirsiniz. Farkların oluştuğu yerde zıtlaşma ve inatlaşma yerine karşılıklı anlayışı esas alın. İhtilâflarınızı geriye çekip zamana yayın. Onlar ortak bir buluşma noktasına gelinceye kadar birlik unsurlarınızı öne çıkarın. Zıtlıklarınızı konuşacağınıza, özellikle evliliğin ilk yıllarında paylaştığınız değerleri konuşun.

4. Sevincinizi ve mutluluk kaynaklarınızı önce eşinizle paylaşın. Kendisine çok değer verdiğiniz için bu konuyu öncelikle ona açtığınızı söyleyin. Ancak diyalogunuz sevincinizle sınırlı kalmasın: Mutsuzluklarınızı, hayal kırıklıklarınızı, dertlerinizi, öfkelerinizi de eşinizle paylaşmaktan çekinmeyin. Ama bunu abartmadan, eşinizi suçlamadan, sabrını taşırmadan, bir de şikâyete süreklilik katmadan (her gün şikâyet çekilmez) yapmaya çalışın.

Tabiî dert döktüğünüzde, dert dinlemeye de hazır olun. Çünkü problemler, sıkıntılar tek taraflı değildir; mutlaka eşinizin de bazı problemleri, dertleri vardır, o da dertlerini sizinle paylaşmak isteyecektir.


5. Birbirinizin bekârlıktan kalma bazı alışkanlıklarına (arada bir eski arkadaşlarıyla buluşmak, ya da anneciğinin yemeklerini özlemek gibi) saygı gösterin. Ama sorumluluklarını da hatırlatın.

6. Birbirinizin merakıyla alay etmeyin, birbirinizin merakını sorgulamayın, hele de asla yargılamayın. Meraklarınızı karşılıklı anlamaya, hatta zaman içinde paylaşmaya, en azından birbirinizin merakına biraz olsun katlanmaya çalışın.

7. Birbirinizden bağımsız olarak yapabileceğiniz bir şeyleriniz olsun (yazmak, tamir etmek, oya yapmak, bahçe ile uğraşmak, bir dernekte ya da vakıfta aktif görev almak gibi)…
Bağımsız küçük meşguliyetler insanı diri tutar, kendine güveni arttırır, "Ben birey olarak da varım ve çok değerliyim, kendim üretebilir, kendime yetebilirim" düşüncesinde insan moral bulur.

8. Merak etmeyin, her tartışma, her kavga boşanmayla sonuçlanmaz. Bu bakımdan, tartıştığınızda kesinlikle paniklemeyin.
Ortam ne kadar sertleşirse sertleşsin kendinizi öfkenize kaptırmayın. Kavganın her aşamasında mantıklı olun, maksadı aşan ifadeler kullanmayın. Kavga sırasında bile eşinize saygınızı, sevginizi gösterecek jestler yapın.

9. Üçüncü şahıslarla (özellikle eşinizin arkadaş çevresiyle) konuşurken sakın eşinizi şikâyet anlamına gelebilecek cümleler kullanmayın. Bunun yerine eşinizi övün, yüceltin, kusurlarını değil, meziyetlerini anlatın. Nasılsa söyledikleriniz eşinizin kulağına gidecek, bu da sizi daha çok sevmesine ve aynı şekilde üçüncü şahıslara övmesine sebep olacaktır.

10. Evliliğinize ilişkin problemlerinize kimseyi ortak etmeyin. Buna ailelerinizi bile karıştırmayın. Birbirinizi en iyi siz tanıyorsunuz, bu itibarla en iyi çözüm sizdedir. Problemlerinizi baş başa vererek çözün.

11. Başınız sıkıştığı anda ailelerinize koşmak yerine, onların varlığından güç alıp eşinizle birlikte kendi çözümünüzü üretin. Aileler son çare olarak görülmeli. (Her sıkışmada onlara giderseniz, onları git gide size daha çok karışmaya yönlendirmiş olursunuz ki, böylece yeni kurulmuş ailelerin en büyük sıkıntılarından birini ellerinizle hazırlamış olursunuz.)

12. Eşinizin bazı davranışlarından hoşlanmıyorsanız, bunu surat asarak, hırçınlaşarak anlatmaya kalkışmayın. Ondan ne beklediğinizi, nasıl davranmasını istediğinizi açıkça söylerseniz en azından nasıl olması gerektiğini anlar. Ona göre yeni bir tavır belirler. Eşler birbirlerinin bu kabil arzu ve isteklerini müsamaha (hoşgörü de diyebiliriz) ile karşılamalı, yersiz direnişlere, inatlaşmalara girmemelidir.

13. İnat yuvayı yıkan tahrip kalıbıdır; inatlaşma yerine uzlaşmayı seçin.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder